Bu yazım odamdaki gökyüzüme;Herkesin kendini ait hissettiği bir yer, bir eşya, bir kişi veya bir varlık vardır. Örneğin insanın evi. Orada hiç olmadığı kadar kendidir insan. Çünkü insan kendini en çok ait hissettiği yerde kendidir aslında. Evin içinde ise odasıdır insanın kendi benliğini ortaya çıkardığı yer. Odasında sadece kendi kuralları, düzeni ve yönetimi vardır. Kimse gelip de sorgulayamaz odan neden bu renk veya bu dolap neden burada diye. Soramaz çünkü orası insanın kendi cumhuriyeti, canım istediği için böyle der çıkar işin içinden. Şimdi insanın en çok kendi olduğu yer, kendini ait hissettiği yer odasıdır dedik ama bazen öyle zamanlar oluyor ki insan odasına bile ait olmak istemiyor. O dört duvardan çıkıp uzaklaşmak insana bazen ulaşılması en zor cennet gibi geliyor. İşte öyle durumlarda benim kaçtığım saklı bir cennetim var. Odamdaki gökyüzüm var. Malumunuz şehir hayatı, apartman hayatı bizi o derin ve tutkulu mavilikten alıp grinin, betonun soğukluğunda, acımasızlığında boğuyor. Benim odam da o soğukluğu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir yerde bulunuyor. Penceremden baktığımda karşımda direkt olarak diğer binanın duvarı. Şimdi böyle bir odada kendine nasıl bir gökyüzü buldun diye sorabilirsiniz. Yatağım pencerenin hemen altında ve yattığımda pencereden baktığımda iki binanın arasındaki boşluktan o küçük mavilik bana göz kırpıyor. Sadece benim yattığım yerden görünmesi de odamın bana bir hediyesi olabilir. İşte o küçük mavilik benim odamdaki gökyüzüm. Betonların soğukluğundan kaçıp doğanın sıcaklığına kavuşmak istesem ve aynı zamanda biraz hayal kurmak istesem bu küçük gökyüzüme sığınırım. Amaaan sen de küçük bir detayı bu kadar önemli hale neden getirdin çok mu şey ifade ediyor sana diyebilirsiniz. Yapım gereği galiba hep küçük mutluluklardan yanayım. Aynı zamanda evet o küçük detay bana çok şey ifade ediyor. Gece ayrı güzel oluyor, gündüz ayrı. Tavana bakıp hayal kurmaktansa perdeyi açıp kendi gökyüzüme bakıp hayal kurmayı yeğlerim. Uzun lafın kısası odamdaki gökyüzü benim ulaşılması zor olan cennetim. Aramızda çok mesafe var, ulaşamayacağımı da biliyorum ama buna rağmen seviyorum. Ama gökyüzü bile olsa hiçbir şeye bağlanmamak gerek. O bile perdeyi kapattığımda gidiyor, yine kalıyorum kendimle baş başa. Yani demem o ki hiçbir şeye kör kütük bağlanmamak gerek. Gerçi bana şöyle diyebilirsiniz; insanın doğasında var bağlanmak bir şeylere ait olmayı istemek, o zaman Can Yücel en güzel cevabı veriyor zaten "Bağlanmayacaksın" şiirinde:Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. 'O olmazsa yaşayamam.' demeyeceksin.Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden…Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları…Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. 'O benim.' diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…Can YücelŞimdi odamdaki gökyüzüm, her baktığında o derin maviliğe kendi cennetine ulaştığını hayal et.Sevgilerimle
22 Haziran 2017 Perşembe
Odamdaki Gökyüzüm
7 Mayıs 2017 Pazar
Kızıl Havalar ve Sevdiklerimiz
"... Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta."demiş ünlü şair Ahmet Haşim. Şiir bu herkes istediği anlamı çıkartır. Gelip de burda şiir ve edebiyat bilgim üzerine ahkam kesmeyeceğim merak etmeyin. Bu sözün bana ne ifade ettiği üzerinde konuşmak istiyorum.
Öncelikle kızıl havalar kavramından başlayacağım. Kızıl havalar anlayacağınız üzere gün batımını ifade ediyor ki gün batımını izlemek bana müthiş bir huzur veriyor. Eminim herkesin gün batımını seyretmeyi sevdiği favori mekanı vardır. Benimkisi ise Ordu'da :) Yason Burnu'nda. Denizin Güneş'le buluştuğu o anın tarifi yok bence. Bütün gün yoruluyorsun ve en sonunda o gün batımını izlerken tüm o yorgunluğun gidiyor. Hayatın o kargaşası, yoruculuğu, hüzünü, mutluluğu, vazgeçişleri, kazanışları her şeyi o an tüm önemini kaybediyor ve tüm odak Güneş'in batışı oluyor. Hele ki yanınızda bir de sevdiğiniz varsa. İşte o zaman keyfe denilecek bir şey yok. Sevdiğiniz derken bu illa ki de bir erkek arkadaş veya kız arkadaş demek değil. Sevdiğiniz insanlarla izlemek, tüm yorgunluğu atmak işte onun hiçbir tarifi yok. Mesela 23 Şubat'ta çok sevdiğim insanlarla Kadıköy Moda'ya gitmiştik ve gün batımını izlemiştik. Başımıza bazı olaylar da geldi tabii :) Kendileri emimim ki bu yazıyı okuduklarında o günün en muazzam olayını bir başka arkadaşımızın kafamı tutmasını da hatırlayacaklardır. İşte o gün kayalıklar oturuyorduk. Bir yanda deniz ve güneşin muhteşem ahengi diğer yanda ise muazzam arkadaşlarım. Dertler havada uçuşuyor ama biz bizeydik ve hiçbir derdin bizi üzmesine izin vermedik. İşte o gün gün batımı daha bir anlam kazandı benim gözümde. Her ne olursa olsun insan yapmayı sevdiği şeyi beraber olmaktan zevk aldığı kişilerle yapmalıdır. İşte o zaman anıların bir değeri oluşur. Umarım bir gün tüm sevdiklerimle Yason Burnu'nda gün batımını izleme şansım olur.
Şimdi ise cümlenin tamamına odaklanalım istiyorum. Belki şiirin tamamını bilenleriniz vardır. O zaman şimdi diyeceklerimi o kişiler daha iyi anlayabilirler. Hayatta hiçbir şeyi ertelemeyin arkadaşlar. Öyle bir zaman gelir ki başınızı vuracak duvar arayabilirsiniz ben bunu neden yapmadım diye. Keşke dememek için pişmanlık duymamak için şu kısacık hayatta hiçbir şeyi ertelemeyin. Canınız kışın dondurma mı çekti yiyin. Gerçi kışın dondurma bulmak biraz zor olabilir ama demek istediğimi anladınız umarım. Seyahat mi etmek istiyorsunuz fırsat ayağınıza geldiğinde başka sebepler yüzünden ertelemeyin. Hele ki o sebep saçma sapan bir şey ise. Çünkü öyle bir zaman gelir ki arkaya dönüp baktığınızda pişmanlıklardan ve keşkelerden başka hiçbir şey görmeyeceğiniz bir hayatla karşılaşabilirsiniz. İşte o zaman bakacaksınız semaya ağlayarak. Zamanınızı değerli şeylerle doldurun. Bırakın elalem ne der onlar bunlar nasıl düşünür gibi kısıtlayıcı yargıları. Hayat sizin hayatınız. Bir şey yaptığınızda veya yapmadığınızda pişman olacak, ileride keşkelerle yakınıp duracak olan elalem olmayacak. Ne yazık ki siz olacaksınız. Yani demem o ki vakit çok geç olmadan istediklerinizi yapın tutkularınızı gerçekleştirin. Hayat keşkeler için fazla kısa ;) ;)
Bu yazının şiiri de bu olsun:
MERDİVEN
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...Ahmet HAŞİM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)