22 Haziran 2017 Perşembe

Odamdaki Gökyüzüm

Bu yazım odamdaki gökyüzüme;

 Herkesin kendini ait hissettiği bir yer, bir eşya, bir kişi veya bir varlık vardır. Örneğin insanın evi. Orada hiç olmadığı kadar kendidir insan. Çünkü insan kendini en çok ait hissettiği yerde kendidir aslında. Evin içinde ise odasıdır insanın kendi benliğini ortaya çıkardığı yer. Odasında sadece kendi kuralları, düzeni ve yönetimi vardır. Kimse gelip de sorgulayamaz odan neden bu renk veya bu dolap neden burada diye. Soramaz çünkü orası insanın kendi cumhuriyeti, canım istediği için böyle der çıkar işin içinden. Şimdi insanın en çok kendi olduğu yer, kendini ait hissettiği yer odasıdır dedik ama bazen  öyle zamanlar oluyor ki insan odasına bile ait olmak istemiyor. O dört duvardan çıkıp uzaklaşmak insana bazen ulaşılması en zor cennet gibi geliyor. İşte öyle durumlarda benim kaçtığım saklı bir cennetim var. Odamdaki gökyüzüm var. Malumunuz şehir hayatı, apartman hayatı bizi o derin ve tutkulu mavilikten alıp grinin, betonun soğukluğunda, acımasızlığında boğuyor. Benim odam da o soğukluğu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir yerde bulunuyor. Penceremden baktığımda karşımda direkt olarak diğer binanın duvarı. Şimdi böyle bir odada kendine nasıl bir gökyüzü buldun diye sorabilirsiniz. Yatağım pencerenin hemen altında ve yattığımda pencereden baktığımda iki binanın arasındaki boşluktan o küçük mavilik bana göz kırpıyor. Sadece benim yattığım yerden görünmesi de odamın bana bir hediyesi olabilir. İşte o küçük mavilik benim odamdaki gökyüzüm. Betonların soğukluğundan kaçıp doğanın sıcaklığına kavuşmak istesem ve aynı zamanda biraz hayal kurmak istesem bu küçük gökyüzüme sığınırım. Amaaan sen de küçük bir detayı bu kadar önemli hale neden getirdin çok mu şey ifade ediyor sana diyebilirsiniz. Yapım gereği galiba hep  küçük mutluluklardan yanayım. Aynı zamanda evet o küçük detay bana çok şey ifade ediyor. Gece ayrı güzel oluyor, gündüz ayrı. Tavana bakıp hayal kurmaktansa perdeyi açıp kendi gökyüzüme bakıp hayal kurmayı yeğlerim. Uzun lafın kısası odamdaki gökyüzü benim ulaşılması zor olan cennetim. Aramızda çok mesafe var, ulaşamayacağımı da biliyorum ama buna rağmen seviyorum. Ama gökyüzü bile olsa hiçbir şeye bağlanmamak gerek. O bile perdeyi kapattığımda gidiyor, yine kalıyorum kendimle baş başa. Yani demem o ki hiçbir şeye kör kütük bağlanmamak gerek. Gerçi bana şöyle diyebilirsiniz; insanın doğasında var bağlanmak bir şeylere ait olmayı istemek, o zaman Can Yücel en güzel cevabı veriyor zaten "Bağlanmayacaksın" şiirinde:

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. 'O olmazsa yaşayamam.' demeyeceksin. 
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü. 

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. 
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden… 

Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini… 

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. 

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları… 

Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. 'O benim.' diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin… 

Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. 

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
                                     Can Yücel

Şimdi odamdaki gökyüzüm, her baktığında o derin maviliğe kendi cennetine ulaştığını hayal et.

Sevgilerimle